M e R S i N   M e V L a N a   R a D Y o S u

~ Hakkımızda ~ Radyo Playeri ~ Radyomuza Destek Veren Firmalar ~ İletişim ~ Radyo Kodu ~

                                

                                         

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
yücelerden yüce ve kullarına onların
Konudaki Cevap Sayısı
0
Sonraki
Sonraki Konu
Konuyu Açan Kişi
admin
Görüntülenme Sayısı
729
Önceki
Önceki Konu
Gönder  Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 1 Oy - 5 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
yücelerden yüce ve kullarına onların
admin 
Administrator

Üye Bilgileri

Üye no: 1
Kayıt : Jun 2012
Rütbe : Administrators
Mesaj Sayısı : 11,649

Rep Puanlaması

Rep Ver:

Mesajlaşma Bilgileri

Mesaj: #1
yücelerden yüce ve kullarına onların
Bizleri birbirimize sevdir ya Rabbi!

Ey
yücelerden yüce ve kullarına onların şah damarlarından daha yakın
Rabbimiz! Kalplerimizi birbirine ısındır. Bizleri birbirimize sevdir.
Bizden bütün şerleri ve zararları uzaklaştır. Ömrümüzün en hayırlı anını
son anımız, amelimizin en hayırlısını son amelimiz ve günlerimizin en
hayırlısını ise Sana kavuştuğumuz gün kıl...

Bir mümin,
kendisini çevresindeki insanlara sevdirebilmek için riyakârca tavırlara
girmemeli. Bütün amellerde hedef hep Allâh’ın rızasını kazanma olmalı.
Nitekim Allâh’ın rızası beraberinde kişiye müminlerin rızasını da
kazandırır.

Riya, bir ameli Allâh’ın rızasını kazanmak niyetiyle
değil, insanların beğenisi için yapmak şeklinde tarif ediliyor. Başka
bir ifadesiyle riya, kulun Allâh’a itaat ederken kullara yaranmak
istemesidir. Rabbimize yaptığımız ibadet ü taatte tevhit esastır.
Tevhidin dışında başkalarına gösterme, insanlarını beğenisini kazanma
gibi mülahazalar, tertemiz olması gerekli olan ibadetü taatı kirletir,
onun kolunu kanadını kırar. Onun için Efendimiz (sas), riyaya "şirk-i
hafî (gizli şirk)" demiştir. Malumunuz şirk, Allâh’a eş-ortak koşmaktır.
Bir insan, mesela ibadet yaparken başkalarının mülahaza ve
mütalaalarını, takdir ve övgülerini nazar-ı itibara alıp onlara değer
veriyorsa, Allâh’a beğendireceği bir işi onlara beğendiriyor demektir.
Yani bu, bir manada insanlara ibadet sunma gibi bir şey olmaktadır.
Oysaki mümin, her namazında, "İyyâke nabüdü ve iyyâke nestain" ayetiyle
şöyle demektedir: "Ya Rabbi! Kulluğu yalnız Sana yaparız, ibadet yalnız
Sana olur. Çünkü Sen gerçek mabudsun. Bütün şirk kapılarını, Sana ortak
gibi görülebilecek şeyleri kapatırız, içeriye hiçbir şey sızmasın
düşüncesiyle sürgü sürgü üstüne vururuz." Şimdi mümin, böyle dediği
halde, hâlâ başkalarının mülahaza ve mütalaalarını nazar-ı itibara
alıyor, amelini onlara beğendirmeyi düşünüyorsa Allâh’a şirk koşuyor
demektir.

Küçük şirk nedir?

Bir gün Peygamber Efendimiz,
"Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey küçük şirktir" buyurunca Sahabe
Efendilerimiz, "Küçük şirk nedir" diye sorarlar. Bunun üzerine Efendimiz
(sallAllâhu aleyhi ve sellem) de "Riya" karşılığını verirler. Başka bir
ifadesinde ise Allâh Resulü, "debîbü’n-neml" ifadesini kullanarak
riyayı bir karıncanın yerde yürürken arkada bıraktığı izlere benzetir.
Sahabi bu noktada çok hassas hareket ediyordu. Konumuza misal teşkil
etmesi açısından iki sahabi arasında geçen şu diyalog dikkat çekicidir:

- Bu gece bir gürültü oldu.

- Evet, ben de duydum. Bu sırada arkadaşının aklına gece teheccüd için kalktığı düşüncesi gelmesin diye hemen ilave eder.

-
Bir rahatsızlıktan dolayı uyanmıştım da o sesi onun için duydum. İşte
onlar riyaya karşı böylesi bir hassasiyet gösteriyor ve ondan, yılandan
çıyandan kaçar gibi alabildiğine uzak duruyorlardı. Sahabenin izinden
giden meşhur ilim ve irfan insanı İbrahim b. Yezid en-Nehaî Hazretleri
de hep riyaya kapalı bir hayat yaşar. Hazret, bir gün Kur’an okuduğu
sırada kapısı çalınınca, önce Kur’an-ı Kerim’i rafa kaldırır, sonra
kapıyı açar. Ev halkı neden öyle yaptığını sorunca da, "Beni o halde
görürlerse her zaman Kur’an okuyorum zannederler" der ve öyle bir
görüntüyü riya kabul eder.

Başkalarına riya için yaptığın amelden sevap bekleme!

Bir
de duyurma ve gösterme mevzuunda O’nun bilmesini yeterli bulmama
meselesi vardır ki, bu da çok büyük bir felakettir. Cenab-ı Hak, böyle
bir insana, "Benim bilmem yetmiyor muydu ki, sen başkalarına da
duyurdun, gösterdin" şeklinde hitapta bulunabilir. Burada yapılması
gerekli olan şey, meseleyi sadece Allâh’ın bilmesidir. Başkalarına
bildirmenin âlemi yoktur. Netice itibarıyla riya, insanın kalp, ruh ve
düşünce dünyasının kirlenmesine sebep olan, Allâh’ın asla sevmediği ve
razı olmadığı kötü ve çirkin bir davranıştır. İnsanın bu dünyada yaptığı
güzel amellerden ahirette de istifade edebilmesi için amellerini ihlâs
ve samimiyetle yapması gerekir. Aksi takdirde, başkalarına riya için
yapılan amelden sevap beklemek doğru değildir. Çünkü riya, insanın
amellerini, ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi yakıp bitirir ve o kimseyi
sevaptan mahrum bırakır.

İslam nedir Müslüman kimdir?

İslâm,
kelime itibarıyla Allâh’a teslim olma, O’nun buyruklarına uyma,
güvenilir ve emin bir yola girerek esenliğe yürüme, herkese hatta her
şeye güven verme, el ve dille kimseyi rahatsız etmeme manalarına gelir.
İslâm; esasları Allâh’ın mesajlarına dayanan ve Peygamber Efendimiz
(sallAllâhu aleyhi ve sellem) tarafından tebliğ ve temsil edilip yaşanan
ve yaşatılan semavî dinin unvanıdır. İslâm’ın temeli; ulûhiyet
hakikatine, aksine ihtimal vermeyecek şekilde inanıp gönlünü Hakk’a
bağlamaktır. Zirvesi ise, sorumluluklarını, O’nu görüyor ve O’nun
tarafından görülüyor gibi hassasiyetle yerine getirmek (ihsan) ve
yaptığı/yapacağı her işini rıza eksenli götürmeye çalışmaktır (ihlâs).
Müslüman, İslâm’ın mesajına teslim olan, boyun eğen, selâmeti, huzuru
temsil eden kimse demektir. Bu ismi (Müslüman) Kur’ân-ı Kerim’de Allâh
Teâlâ vermiştir: “Bundan önce de bu Kur’ân’da da size Müslüman adını
veren O’dur.” (Hac, 22/78) Bu itibarla Müslüman’a “İslâmcı” demek doğru
değildir. Mümin; emin, güvenilir ve sağlam, Allâh’a inanıp tasdik eden
insan demektir. Hususî manasıyla Peygamber Efendimiz’in (sallAllâhu
aleyhi ve sellem) getirdiği dine inanıp, bu dini tasdik eden kimsedir.
Mümin ile Müslim kelimeleri, aralarında nüans olmakla birlikte biri
diğerinin yerinde kullanılmaktadır.

Dindar kimdir?

Dindar;
İslâm dinine inanç, amel ve ahlâk olmak üzere bütün şubeleriyle
inanarak yaşayan ve temsil eden kimseye denir. Böyle bir kimse için
“dinci” kelimesini kullanmak yanlıştır. Allâh, hem bu dünyada hem de
âhirette insanı gerçek ve daimî huzura, elemsiz lezzete götürecek bir
yol haritasını Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalatu vesselâm) bize
ulaştırması ve yaşamasıyla insanlığa lütfetmiştir. İslâm, bu eşsiz
lütfun, ihsanın adıdır. Bu dinde, selim akıl ve müstakim düşüncelere
göre, insanoğlunun arzu, istek ve beklentileri konusunda herhangi bir
boşluk ve cevapsızlık bulunmadığı gibi, ilâhî kanunların yorumlanmasında
da herhangi bir çelişki söz konusu olmamıştır.

İslam, son dindir

İslâm
dini, ilâhi dinlerin sonuncusu ve asıl hüviyetini koruyan yegâne
dindir. Hz. Muhammed Mustafa (aleyhisselâm) da peygamberliğin son
halkasıdır. Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm) din adına son sözü
söylemiştir. İslâm dini, kendisinden önce gönderilmiş olan
peygamberlerin tamamını ve onlara vahiy olunmuş bütün mukaddes kitapları
kabul eder. Kur’ân-ı Kerîm, kıyamete kadar bütün insanlığın
ihtiyaçlarına cevap verecek en son, en mükemmel mesajdır. O, nazil
olduğu orijinallikte ve tazelikte yegâne ilâhî kitaptır. Elverir ki
Kur’ân’a inananlar onun evrensel özelliklerini göz önüne alarak evrensel
buudlar içinde tebliğ ve temsil edebilsinler.

Günahlarıma merhem olacak bir ilacınız var mı?

Veliler
sarayının sultanı Hasan Basri Hazretleri anlatıyor: Bir gün, Basra
sokaklarında ibadetine düşkün bir genç ile dolaşıyorduk. Derken bir
doktora rastladık. Doktor çıktığı bir kürsünün üzerinde oturuyordu.
Etrafı cıvıl cıvıl insan kaynıyordu. Onlardan her biri kendi hastalığı
için tabipten bir ilaç istiyordu:

- Ey doktor, benim derdimin şifası sende var mı?

Hekim, herkese derdine göre ilaç veriyordu. Yanımdaki genç hemen ileri atıldı:

- Ey doktor, dedi, yanınızda günahları yıkayacak, silecek, kalp ve gönül hastalıklarına şifa verecek bir ilacınız var mı?

Bu gencin yaman biri olduğunu anlayan doktor, başını kaldırıp ona baktı:

- Evet, bende size göre de ilaç vardır, dedi.

İŞTE DOKTORUN İLACI!

Herkes
maddî sıkıntılarının giderilmesi için çareler ararken, bu harika genç
manevi hastalıklara deva istiyordu: - Ey iş bilen tabip, dedi, o halde
getir, görelim! Hekim, başını bir arslan gibi dik tutarak gence baktı
ve: - Ey evladım! Fakirlik ağacının köklerini tevazu ağacının kökleriyle
beraber al. Tövbe eriğini içine kat. Rıza havanına koy. Kanaat
tokmağıyla döv. Takva tenceresine yerleştir. Üzerine hayâ suyundan dök.
Muhabbet ateşiyle kaynat. Şükür kâsesine doldur. Reca yelpazesiyle
soğut. Hamd kaşığı ile de iç… İşte bunları yaptığın takdirde, bu ilaç
sana, dünya ve ahirette her türlü bela ve hastalıktan kurtulmaya vesile
olur!

Şükredecek o kadar çok şeyimiz var ki!

Halimize
şükretmek için o kadar çok sebebimiz var ki! İsterseniz bunu anlama
adına bugünlerde bir hastaneye gidin. Hastaneye gitmek için hastanızın
olması şart değil. Oraya gidin ve oradaki hastaların inleyen, sızlayan,
iki büklüm hallerini görün. Ardından halinize şükredin ve sevdiklerinize
daha da sıkıca sarılın.



'·٠• [~~ Radyo ~ Mevlana ~~] •٠·'

İnstagram; _medinefm.net_

Twitter; @medine_fm

E-Posta; radyomevlana@hotmail.com
05-12-2013 09:02 PM
Tüm Mesajlarını Bul

Gönder  Cevapla 



Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Yüce Rabbimizin biz insanlara en büyük lütfu admin 0 821 05-20-2013 07:59 PM
Son Mesaj: admin

yücelerden yüce ve kullarına onların
Mesaj SecenekleriOnceki - Sonraki KonuAra / BulYer İmleri
Önceki Konu
Sonraki Konu
Digg thisPost! AddPost to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Addblinklist AddMongolia AddNetscape Newsvine Ekle Stumble


    »»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»

    Türkçe Çeviri :
    MyBB Türkiye, Powered by MyBB, © 2002-2013 MyBB Group