M e R S i N   M e V L a N a   R a D Y o S u

~ Hakkımızda ~ Radyo Playeri ~ Radyomuza Destek Veren Firmalar ~ İletişim ~ Radyo Kodu ~

                                                                         

 
Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Âmire itaat dinimizin emridir Sual
Konudaki Cevap Sayısı
0
Sonraki
Sonraki Konu
Konuyu Açan Kişi
admin
Görüntülenme Sayısı
732
Önceki
Önceki Konu
Gönder  Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 1 Oy - 5 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Âmire itaat dinimizin emridir Sual
admin 
Administrator

Üye Bilgileri

Üye no: 1
Kayıt : Jun 2012
Rütbe : Administrators
Mesaj Sayısı : 11,649

Rep Puanlaması

Rep Ver:

Mesajlaşma Bilgileri

Mesaj: #1
Âmire itaat dinimizin emridir Sual
Sual: Günahkâr, fasık ve zalim olan bir âmire dinimize göre itaat gerekir mi?
CEVAP
Dinimiz, cemiyetin huzur içinde yaşaması, kargaşadan uzak olması için âmirler kötü de olsa, onların meşru emirlerine itaat edilmesini emreder. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir hayvanın ayağını veya yaş bir hurma ağacını kesenin yahut ortağına hıyanet edenin, kazandığı sevapların dörtte biri gider. Emirine isyan edenin ise sevaplarının tamamı gider.) [Beyheki]

[Emir, âmir, başkan demektir.]

(Emirinizin beğenmediğiniz bir şeyi yaptığını görürseniz, ona sabredin! Çünkü cemaatten bir karış ayrılan, cahiliyyet ölümü ile ölmüş olur.) [Buhari]

[Cahiliyye ölümü ile ölmek, imansız ölmek demektir.]

(Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur. Benim tayin ettiğim emire itaat eden, hakikatte bana itaat etmiş, ona isyan eden de hakikatte bana isyan etmiş olur.) [Buhari]

Huzeyfe radıyallahü anh diyor ki:
Peygamber efendimiz, (Bir zaman gelecek, benim gösterdiğim yola uymayan, sünnetime riayet etmeyen emirler bulunacaktır. Bunlar görünüşte insan ise de, kalbleri şeytan kalbi gibidir) buyurunca (Ya Resulallah bu zamana yetişirsem ne yapayım?) diye sual ettim. Buyurdu ki:
(Emirin sözlerini dinle ve itaat et! Sırtına vurup malını alsalar bile, emirin sözünü dinle ve ona itaat et!) [Buhari]

Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Müslüman, hoşuna gitse de, gitmese de, emirin sözünü dinler ve ona itaat eder. Emir, günah olan bir şeyi emrederse, o emri dinlemek gerekmez.) [Buhari]

Dinimizde birlik ve beraberliğin sağlanması için âmire itaatin önemi büyüktür. Âmirimiz kötü diye yakınmamız doğru değildir. Önce kendimize bakmamız gerekir. Acaba kendimiz iyi miyiz? Kendimizi düzeltirsek, âmirlerimiz de düzelir. Nitekim Şir’a şerhindeki hadis-i şerifte (Siz nasılsanız, başınıza öyle âmirler geçer) buyuruluyor. O halde, ilk önce kendimizi ıslah etmeliyiz!


Sual: Şirketimizde genç bir delikanlı müdür oldu. Dini açıdan ona itaat etmemiz gerekir mi?
CEVAP
Bu çok yanlış bir düşünce. Çünkü Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Habeşli siyah bir köle de olsa, âmirinize itaat edin!) [Buhari]

(Elleri kesik, sakat bir köle de olsa, âmirinize itaat edin!) [Müslim]

(Sırtına vurup malını alsa da, âmirine itaat et!) [Buhari]

Demek ki âmir, zenci de olsa, sakat da olsa, köle de olsa, cahil de olsa, kayıtsız şartsız itaat etmek gerekiyor. İsyan etmek ise kesinlikle yasaklanıyor. Kur’an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:
(Allah’a, Peygambere ve sizden olan âmirlere itaat edin!) [Nisa 59]

Habeşi [zenci] cariye olan Ümmi Eymenin oğlu Üsame bin Zeyd, 18 yaşında iken, bir birliğe kumandan olmuştu, Babası Zeyd bin Harise de, köle idi. Hicretin 8. yılında, Şam civarında Mute denilen yerde Rum ordusu ile savaşırken İslam ordusunun komutanı olmuştu. Kur’an-ı kerimde ismi geçen tek sahabi budur.

Hazret-i Ebu Bekir, halife iken, Eshab-ı kirama, (Resulullah, sizi Üsame’nin emrinde savaşa göndermişti. Şimdi yine savaşa hazır olun) dedi. O zaman Üsame 22 yaşında idi. Bazıları, (Asiler Medine’ye gelip halifeyi öldürebilirler. Üsame’yi değiştirseniz nasıl olur?) dediler. Hazret-i Ebu Bekir, (Resulullahın beğendiği komutanı değiştiremem) dedi. Üsame at üzerinde, halife ve Eshab yürüyerek, Medine’den dışarı çıktılar. Halife, Eshaba veda ederken (Size birinci nasihatim, Üsame’ye itaat etmenizdir) buyurdu.

Hazret-i Üsame, Huzaa kabilesine gidip, mürtedleri öldürdü. Kırk gün sonra, zafer ile Medine’ye döndü.

Demek ki âmir genç de olsa, köle de olsa ona itaat şarttır. Yoksa, zahiren ona gösterilen itimatsızlık ve itaatsizlik, aslında onu vekil edene yapılmış olur. Bu işi beceremedi demenin, emaneti ehline veremedi demenin başka şeklidir.


Âmire itaat gerekir
Sual: Âmirlerimizden adaletsiz ve yanlış iş yapanlar oluyor. Uğraşmamıza rağmen hakkımızı alamazsak, yanlışlıkları düzeltemezsek âmirlerimizi bir üst makama şikayet etmemizde bir mahzur olur mu?
CEVAP
Âmirlerle münakaşa edilmez. Onların yaptığı işler ulu orta tenkit edilmez. Onlara itiraz, onları tayin eden âmire itiraz olur. Bizim yanlış sandığımız şey doğru olabilir. Hakkımız sandığımız şey, hakkımız olmayabilir. Hakkımız olsa bile, hakkı kendi elimizle almaya kalkmamız anarşiye sebep olur.

Âmirlere itaat gerekir. Çünkü Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Elleri kesik, sakat bir köle de olsa, âmirinize itaat edin!) [Müslim]

(Sırtına vurup malını alsa da, âmirine itaat et!) [Buhari]

Kur’an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:
(Allah’a, Peygambere ve sizden olan âmirlere itaat edin!) [Nisa 59]

Ortada ihanet gibi bir durum varsa, uygun kimselerle istişare edilip durum, usul-i dairesinde bir üst makama bildirilebilir.

Eshab-ı kiramdan Avf bin Malik el-Eşca'i hazretleri anlatır:
Mûte gazasına çıkmıştım. Sadece bir kılıcı olan Yemenli bir asker de yanımdaydı. Orada kesilen bir devenin derisinden bir kalkan yaptı.

Giderken bir Rum birliğiyle karşılaştık. Silahı da, atının eğeri de altın işlemeli bir Rum, Müslümanlara şiddetle saldırıyordu. Yemenli de bir kayanın arkasında saklanıp onu takibe başladı. Rum yaklaşınca Yemenli kılıcıyla atın ayaklarını kırıp Rum’u yere düşürdü. Hemen üstüne atılıp kılıcı ile onu öldürdü. Atını da, silahını da aldı.

Allahü teâlâ Müslümanlara zafer müyesser edince, Emirleri Halid bin Velid, Yemenlinin öldürdüğü Rum’dan kalan eşyalardan bazısını aldı. Hâlid'e, Resulullahın, (Kim savaşta birini öldürürse, öldürdüğü kimsenin bütün malları öldürene verilir) hadis-i şerifini duymadın mı, diyerek aldığı ganimetleri geri vermesini söyledim. Halid, "Evet biliyorum. Ama bu kadar ganimet ona çok" dedi. Ben de "Bunu Yemenliye geri vermezsen, durumu Resulullaha iletirim" dedim. Buna rağmen Halid ganimetleri geri vermedi.

Ben de Medine’ye gelince durumu Resulullaha anlattım. Resulullah, Halide durumu sordu, o da dediklerimi doğruladı. Resulullah, (Aldıklarının hepsini geri ver) buyurdu. Ben de, "Ya Halid, ben sana dememiş miydim, Yemenlinin hakkını sende bırakmam” diye.

Resulullah bunu duyup işin aslını sordu. Ben olduğu gibi anlattım. O zaman öfkelenip, “Ya Halid, ganimetleri verme! Siz emirlerime [kumandanlarıma] nasıl itiraz edersiniz. İşlerin temizi size, bulanığı emirleredir” buyurup beni azarladı. (Müslim, Ebu Davud)

İmam Nevevi, son cümleyi şöyle açıklıyor:
İşlerin iyi yürümesi âmirlerden sorulur, memurlardan sorulmaz. Bu hadis-i şerifden anlaşılıyor ki, Emir, mücahidden aldığı ganimeti, bir başka mücahide verebilir.


Emir önce gelir
Sual: Bir yere girerken, benden yaşlı veya mevki bakımından daha büyük olan kapıyı açıyor, buyur diyor. Ben de olur mu hiç önce siz buyurun diyorum. Benim böyle yapmam uygun mudur?
CEVAP
Uygun değildir. Geç deniyorsa geçilir, itiraz edilmez.

İkincisi, El emrü fevkal edeb = emre uymak, saygı göstermekten önce gelir kaidesine de aykırı hareket etmiş oluyorsunuz.

Bize buyurun diyene, siz buyurun demek, tevazu olmaz, emir vermek olur, edepsizlik olur.


Sevgi ve emir dinlemek
Emre uymak üzerine bir konuşma:

- Büyükleri sevmek ne demektir? Yani seviyorum diyen asgari ne yapması gerekir? Sevmenin ölçüsü nedir?
- Sevmenin ölçüsü söz dinlemektir. Çok söz dinleyen çok seviyor demektir. Bir kimse, Allahü teâlânın emirlerine ne kadar çok uyarsa, o kimsenin Allah’ı o derece çok sevdiği anlaşılır. Allahü teâlânın hiçbir emrini yapmadan ben Allah’ı çok seviyorum demesi yalan olur. Sevginin derecesi, itaatteki sürat ile ölçülür.

- Emre itaat nasıl olur?
- Söylenileni, bildirilen zamanda ve istenilen miktarda yapmakla olur.

- Önemli olan işin olması değil mi, erken veya geç olması, az veya çok yapılması o kadar önemli midir? İstenilenden daha iyisini yapmanın mahzuru olur mu?
- Evet, verilen emri aynen uygulamak gerekir. Fazlası da noksanı da yanlış olabilir. Bazen işin bildirilen zamanda yapılması önemlidir. Daha önce veya daha sonra yapılması mahzurlu olabilir. Bize göre daha iyi sanılan şekil, emri verene göre yanlış olabilir. Bunu da ancak emri veren bilir. Bize düşen emre aynen itaat etmektir. Daha iyisini yapmak için geciktirmek veya bazı ilaveler yapmak yanlış olur.

- Size göre söz dinlemek, iş yapmaktan önce geliyor. Önemli olan işin yapılması değil mi? Mesela (Şifa eczanesinden bir aspirin al gel) dense, ben de, daha yakın olan Hayat eczanesine gidip, daha iyisi olan İngiliz aspirininden alıp gelsem, daha iyi iş yapmış olmaz mıyım? Hem daha yakın eczaneden aldım, hem de daha kaliteli aspirinden aldım, bu takdire layık değil mi?
- Şifa eczanesinden alıp getirmen, emri verenin isteğidir. Başka eczaneden alıp gelmen senin isteğindir. Sen kendi isteğini yapmış oldun. O eczaneden almamızda bilmediğimiz bir sebep, bir hikmet olabilir. Sadece (Aspirin getir) denseydi istediğiniz eczaneden alabilirdiniz. Ama isim vererek Şifa eczanesinden al denince, sizin emre itaat için o eczaneden alıp gelmeniz lazım. O da eczane, bu da eczane ne fark eder demekle verilen emri değiştirmiş olursunuz. Şifa eczanesi demesi lüzumsuzdu diyerek emri vereni bir nevi cahillikle suçlamış oluyorsunuz.

Bu durum, yani kraldan çok kralcı kesilmek bir hastalıktır. Bu hastalıktan kurtulmak lazımdır. Bugün aspirin de olur, basit deyip geçersiniz, yarın önemli bir iş olur, onda da aynı şeyi yaparsınız. İkincisi kaliteli aspirin almanız da yanlıştır. Hangi firmanın ilacı ise onu almanız gerekirdi. Daha iyisini almak daha iyi değildir.

Neticede siz bir iş yapmış olursunuz, ama yaptığınız iş olsa da, hizmet olmaz. Hizmeti seven yapar, işi ise para karşılığı herkes yapar.

- Peki, Şifa eczanesi kapalı olsaydı, başka eczaneden alsaydım bir mahzuru olur muydu?
- Evet, bu da yanlıştır. O zaman, telefonla veya bizzat giderek hemen emri verene durumu anlatıp, ne yapacağınızı tekrar sormanız lazım olurdu. Bu husus çok önemlidir, emir yerine getirilemediği zaman veya emri yerine getirirken kusur veya zarar ziyan oluyorsa, hemen emri verene dönüp, durum anlatılmalı, yeni talimatına göre hareket edilmelidir.

- Yani aklımıza değil, verilen emre uymaya çalışmalı demek istiyorsunuz öyle mi?
- Evet.


Sultana itaat gerekir
Sual: Halifeye, sultana ve devlete isyan etmek fitnedir, cihad değildir deniyor. Hatta halifeye isyan etmemeyi Ehl-i sünnet itikadı arasına bile koymuşlar. Peki Ebu Hanife, halifenin zulümlerine isyan ettiği için şehit edilmedi mi? İmam-ı Ahmed bin Hanbel, halifeye isyanından dolayı dayak yemedi mi? İmam-ı Rabbani Ekber şah ile savaşmadı mı? Hapse girmek şeref olmasaydı, Hazret-i Yusuf, zindanı medrese-i Yusufiyye yapar mıydı?
CEVAP
Hiçbir İslam âlimi halifeye, sultana isyan etmemiştir. Bu tamamen yalan ve iftiradır. Çünkü âlimlerin hepsi emir [başkan] ile ilgili şu hadis-i şerifleri bilirdi:

(Emirinizin beğenmediğiniz işlerine sabredin! Çünkü cemaatten bir karış ayrılan [itaatsizlik eden, fitne çıkaran] cahiliyye ölümü ile [imansız] ölmüş olur.) [Buhari]

(Malını zorla alsa da emirin sözünü dinle ve ona itaat et!) [Buhari]

(Müslüman, hoşuna gitmese de, emirin sözünü dinler ve ona itaat eder. Emir, günah olan bir şeyi emrederse, o emri dinlemek gerekmez.) [Buhari]

(Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. [Onun emirlerini tatbik eden kimsedir] Ona ikram eden ikram görür, ona ihanet eden de ihanete maruz kalır.) [Taberani]

(Emirine isyan edenin sevaplarının tamamı gider.) [Beyheki]

(Başı siyah Habeşli bir köle olsa da, emirinize itaat edin!) [Buhari]

(Elleri kesik, sakat bir köle olsa da, emirinize itaat edin!) [Müslim]

Köle, kâfir düşmandan oluyordu. Bu hadis-i şeriflerin açıklamaları Hadika’da vardır. (Habeşli köle olsa da demek, emiriniz siyah bir kâfir de olsa ona itaat edin) demektir.

Müslümanın emiri kâfir olabilir. Mesela hadis-i şerifte, (Emir sana "Ya Müslümanlığı bırak veya öldürürüm" dese, Müslümanlığı bırakma, boynunu uzat) buyuruldu. (Hakim) [Müslüman olan emir, Müslümanlığı bırak demez.]

Abbasi halifelerinden Ebu Cafer Mensurun adamları, imam-ı a’zam hazretlerine kâdı-l-kudat, yani şimdiki tabirle, Yargıtay başkanlığı teklif ettiler. O da, (Ben kadılık yapamam) buyurdu. (Yalan söylüyorsun) dediler. (Eğer yalan söylüyorsam, yalancıdan kadı olmaz. Doğru söylüyorsam kadılık yapamam diyorum) buyurdu. Çok takva ehli olup, dünya makamına kıymet vermediği için kabul etmedi. Zindana atıldı. Kamçı ile dövüldü. Her gün on kamçı arttırıldı. Kamçı sayısı yüz olduğu gün şehit oldu. (Rahmetullahi aleyh)

Bağdat'ta Mutezile fırkası mensupları, Kur'an mahluktur yanlış inançlarına Abbasi halifesi Memun'u da inandırdılar. Bunu kabul etmesi için, Ahmed bin Hanbel hazretlerini de zorlayıp, Memun vasıtasıyla bu hususta baskı ve işkence yaptırıp 28 ay hapsettiler. Bütün işkencelere rağmen, (Kur'an-ı kerim, mahluk değildir) dedi. Bunların Halifeye isyan ile hiçbir alakası yoktur.

Bid’at ehli Hintli bazı kişiler, imam-ı Rabbani hazretleri için (O kendini Ebu Bekir’den de üstün biliyor) diye iftira ederek sultana şikayet ettiler. Ekber şahın oğlu Selim Cihangir Şah da, onu hapsettirdi. İki sene sonra pişman olup özür diledi. Görüldüğü gibi bunların zerre kadar isyanla alakası yoktur.

İmam-ı Rabbani hazretlerinin hapsedilişi şöyle olmuştur:

O zamanın sultanı olan Selim Cihangir hanın devlet adamları, hatta büyük veziri ve baş müftüsü, hatta haremi Ehl-i sünnet değildi. Halbuki imamın birçok mektupları ve bilhassa ayrıca yazdığı Redd-i revafıd risalesi, mezhepsizleri reddetmekte, cahil, ahmak ve alçak olduklarını anlatmaktadır.

Hazret-i İmamın bazı talebeleri, kürsülerde ateşli vaazlar ederek fitneye sebep olmuşlardır. İmam-ı Rabbani hazretleri, Redd-i revafıd risalesini Buhara’da bulunan en büyük Özbek hanı Abdullah-ı Cengizi hana yollamıştı. (Bunu İran’da şah Abbas-ı Safeviye gösterin! Kabul ederse mesele yok, etmezse onunla savaşmak caiz olur) demişti. İran şahı kabul etmedi. Savaş oldu. Abdullah han, Horasandaki şehirleri aldı. Buralarını yüz sene önce Safeviler almıştı.

Bundan sonra, Hindistan’daki mezhepsizler el ele verdiler, (O kendini herkesten, hatta Ebu Bekir’den daha yüksek biliyor) dediler. Sultan, oğlu Şah Cihanı gönderip, İmamı ve evladını ve yetiştirdiği büyükleri davet etti. Hepsini öldürmeye karar verdi.

Şah Cihan, bir müftü ile İmam-ı Rabbaniye gitti. Sultana secde caiz olduğunu gösteren bir fetvayı da götürdü. İmam-ı Rabbani’nin ihlaslı bir zat olduğunu biliyordu. (Babama secde edersen, seni kurtarabilirim) dedi.

Hazret-i İmam, bu fetvanın, zaruret zamanında yapılması caiz olan bir ruhsat olduğunu, ancak azimet yönünden secde etmemenin daha iyi olduğunu söyledi.

Evladını ve arkadaşlarını bırakıp yalnız geldi. Sultan, 11. mektubu gösterip manasını sordu. O kadar güzel ve doyurucu cevap verdi ki, Sultan, yüksek hakikatleri ve esrarı anlayabilecek kabiliyette birisi olmadığı halde, neşelendi ve özür dileyerek İmam-ı Rabbani hazretlerini serbest bıraktı.

Hasetçiler, Sultanın gayet hoş, tahriklerinin boş olduğunu görünce, Sultana, bir talebesinin yaptığı vaazları hatırlatarak, (Bunun adamları çoktur. Sözleri bütün memlekette yürürlüktedir. Bunu serbest bırakırsak bir anarşi çıkabilir. Hem ne kadar kendini beğenmiş ki, sizi bile küçük görüp, secde ile saygı göstermedi. Hatta, selam bile vermedi) dediler.

Hazret-i İmam, içeri girince, Sultanı kızgın, azgın, yani hürmet ve değerden kendini sıyırmış görerek, selam vermemişti. Bunlar bahane edilerek Güvalyar kalesinde hapsini emir etti. İki sene sonra yaptığının yanlış olduğunu anlayan Cihangir şah, özür dileyerek hazret-i İmamı hapisten çıkardı. (İsbat-ı nübüvvet, Ümdet-ül-makamat, Berekat)

Yusuf aleyhisselama da iftira ediliyor. Hapse girmek şeref olsaydı, Hazret-i Yusuf, hapse girmişken daha çok kalmak isterdi. Halbuki bir an önce çıkmak istedi. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
([Melikin adamı olan sakiye] “Beni efendinin yanında an, belki beni zindandan çıkarır” dedi. Ama şeytan ona, efendisine anmayı unutturdu. Yusuf da, birkaç yıl [yedi yıl kadar] daha zindanda kaldı.) [Yusuf 42]

Bu olayları sultana isyan etmek gibi gösterip, isyan eden, anarşi çıkaran, Müslümanların kanlarının dökülmesine sebep olan fitnecileri meşru saymak ahmaklık değilse, hainliktir.


Sual: “Sultana isyan edilmez” isimli yazınızda, büyük bir tezat var. Bir yerde, (Hiçbir İslâm âlimi, sultana isyan etmemiştir) denirken, bir başka yerde İmam-ı a’zam Ebu Hanife’nin ben kadılık yapmam diyerek sultana isyan ettiği bildiriliyor. Bu apaçık bir çelişki değil mi?
CEVAP
Yazıda çelişki yok. İmam-ı a’zam hazretleri, Ben kadılık yapmam demedi, (Ben kadılık yapamam) dedi. İkisi arasında çok fark var. Mesela sultan ona, (Gel satranç oynayalım) dese, o da (Ben satranç oynamasını bilmediğim için satranç oynayamam) diye cevap verse, bu sultana isyan mıdır, yoksa bilmediğini itiraf etmek midir? Kadılık yapamayacağını bildiriyor. Bu bildirmenin isyan neresindedir? Ama zalim idareciler, (Yalan söylüyorsun) dediler. (Eğer yalan söylüyorsam, yalancıdan kadı olmaz. Doğru söylüyorsam kadılık yapamam diyorum) buyurarak, isyan etmediğini bildirdi. O göreve layık olmadığını bildirmesi isyan mıdır?


Emire itaat vacibdir
Sual: Emir olan kişi, mubah bir şeyi yasaklar veya onun yapılmasını emrederse, bu emre itaat gerekir mi?
CEVAP
Evet, gerekir. Emir [başkan], bir maslahata binaen bir mubahın yapılmasını emreder veya yasaklarsa, ona tâbi olanlar üzerine itaat vacib olur. (Berika) [Buradaki vacib farz anlamındadır.]
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Günahı emretmedikçe, emire itaat vacibdir.) [Beyheki]

Mesela emir (Namaz kılma) derse, namaz yine kılınır; fakat (Çay içme, sigara içme) derse, itaat gerekir. Bir hadis-i şerif de şöyledir:
(Emirin, beğenmediğiniz işlerine de sabredin; çünkü cemaatten ayrılan imansız ölür.) [Buhari]
Emire itiraz edip, bölücülük yapmaktan sakınmalıdır.


Emir seçerken
Sual: (Üç erkek sefere çıkınca, aralarında birini emir [başkan] seçsinler) hadis-i şerifine göre, başkan seçerken neyi ölçü almak gerekir?
CEVAP
Takvası en fazla olanı, görüşü isabetli olanı, en iyi tedbir alanı, en mürüvvetli olanı, en cömerdi, en olgunu, en şefkatlisi ve en merhametlisi, başkanlığa daha layıktır. Bunlar eşitse kur’a çekilir. Emir seçmek sünnet, emire itaat etmek vacibdir.


01-04-2013 02:05 PM
Tüm Mesajlarını Bul

Gönder  Cevapla 



Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Sual: Severek yeni evlendim, eşimin de bir kusuru yok admin 0 1,529 06-26-2013 08:38 PM
Son Mesaj: admin
  Sual: Bazı hadis-i şeriflerde Şunu yapan bizden değildir veya admin 0 1,136 06-26-2013 08:31 PM
Son Mesaj: admin
  Sual: Dinimizde birlik ve beraberlik içinde olmanın önemi nedir? admin 0 1,021 06-26-2013 08:25 PM
Son Mesaj: admin
  Sual : Garanti olması için dini suallerimizi birkaç yere admin 0 981 06-26-2013 08:12 PM
Son Mesaj: admin
  Sual: Bakkallarda bira mayası adı altında admin 0 956 06-26-2013 08:11 PM
Son Mesaj: admin
  Sual: Dinden habersiz biri Bir sözle insan kâfir olmaz admin 0 937 06-24-2013 10:30 PM
Son Mesaj: admin
  Sual: Bazen söz küfür olsa da söyleyeni kâfir yapmaz admin 0 1,205 06-24-2013 10:29 PM
Son Mesaj: admin
  Sual: Selefiyim diyenlerin sitesindeki bir yazıda admin 0 1,051 06-24-2013 10:25 PM
Son Mesaj: admin
  Sual: Herkesin bir mezhebin tamamına uyma admin 0 851 06-24-2013 10:19 PM
Son Mesaj: admin
  Sual Kur’an ve sünnet var iken bir mezhebe uymak admin 0 894 06-24-2013 10:16 PM
Son Mesaj: admin

Âmire itaat dinimizin emridir Sual
Mesaj SecenekleriOnceki - Sonraki KonuAra / BulYer İmleri
Önceki Konu
Sonraki Konu
Digg thisPost! AddPost to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Addblinklist AddMongolia AddNetscape Newsvine Ekle Stumble


    »»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»»

    Türkçe Çeviri :
    MyBB Türkiye, Powered by MyBB, © 2002-2013 MyBB Group